1989 yılıydı…
Zonguldak’ta denize bakan eski öğrenci evlerinde, kömür kokusuna karışıyordu gitar sesleri.
Adımız TİRBUŞON’du.
Çünkü hepimizin içinde açılmayı bekleyen şişeler vardı. Ve kimsenin kolay kolay çıkaramayacağı acılar…
Paramız yoktu. Stüdyo yoktu.İmkân yoktu. Ama şarkılar vardı.
Gece yarılarına kadar çalışmalar…
Liman arkasında içilmiş ucuz şaraplar…
Madenci kahvelerinde duyulan hikâyeler…
Karadeniz’in sert rüzgârı…
Ve hiçbir yere ait hissedemeyen genç insanlar…
Sonra hayat dağıttı bizi.
Kimimiz işe girdi. Kimimiz sustu. Kimimiz yaşlandı. Kayıtlar çekmecelere kaldırıldı. Şarkılar unutuldu sanıldı.
Ama bazı şarkılar ölmez…Sadece zamanı gelince geri döner. Aradan 30 yıl geçti.
Şimdi o eski kayıtlar, o çatlak sesler, o yarım kalmış besteler yeniden nefes alıyor.
Yapay zekâ sadece enstrümanları tamamladı. Ama acıyı… Özlemi…Yalnızlığı…Dostluğu…O yılları yaşayan biz yazdık.
Bu yüzden bu şarkılar kusursuz değil.Gerçek.Ve belki de bu yüzden hâlâ yaşıyorlar…TİRBUŞON yen